İyi Yıllar, Sağlık ve Mutluluklar!
31/12/2007
|
Vatan Gazetesi Pazar Ekinde Okuduğum Leyla umar ın yazısı çok ilgimi çekti. Sizlerle paylaşmak istedim. Tüm güzellikler hep bizlerle Olsun! Her günümüz yılbaşı gecesi kadar eğlenceli, mutlu ve sağlıkla dolu geçsin. Sevgiler..
Muazzez İlmiye Çığ’ın aşk mektupları |
Sevgili Muazzez Çığ’ı tanımanın mutluluğu bir yana, hemen her gün uzayan telefon görüşmelerimizde onu dinlemek de ayrı bir mutlulukturÖzel yaşamının öykülerini dinlemek ayrıcalığını veren bu harikulâde insan, Topkapı Sarayı’nda genel müdürlük yapan eşiyle o sarayın bahçesinde geçirdiği otuz yılı anlatırken o günleri yaşar. Tıpkı bir genç kız gibi duygulanmakla, kahkaha atmakla kalmaz, anılarını veya eline geçen ilginç öyküleri muntazaman faks makineme gönderir. Benim hâlâ e-mail’imi kullanmaktaki aczimi bildiği için ona minnetimi ancak buluştuğumuz zaman öpücüklerimin sayısını artırarak kanıtlamaya çalışırım. Muazzez İlmiye Çığ Hanım, son zamanlardaki kahkaha dozunu artırmasını merak ettiğimi hissetmiş olacak ki kısaca: “Bana aşık bir genç adamla her gün e-mail veya telefonda görüşüyoruz” dedi. Önce şaka zannettim; ancak kendisini ziyaret eden, Amerika’nın ünlü psikiyatrlarından Dr. Turan İtil: “Doğru” söylüyor... “Hollanda’da yaşanan 56 yaşındaki bir işadamının gönderdiği e-maillerden çok telefonlardaki ilân-ı aşk sözcüklerini dinlerken ablamın yanaklarının kızarması, gözlerinin içindeki güzellik beni de çok mutlu ediyor... Birçok öyküyü sevdikleriyle paylaşan Muazzez İlmiye Hanımefendi, bazen Hollanda’dan gelen mektupları benimle de paylaşırken sesinin titrediğini hissediyorum. Bu aşk mektuplarından bazılarını dostlarıyla paylaşan Muazzez İlmiye Çığ, internetteki olaylara göz gezdirdikten sonra yeni kitaplar yazmaya devam ediyor. Geçen hafta mutad telefonlarımızın birinde: “Noel bayramının kökeninin Türkler olduğunu ne yazık ki son günlerde öğrendim. Adnan Atabek imzalı bir e-mail aldım, onu sizinle de paylaşmak istiyorum” diyordu. Bu hafta, Noellerini kutlayanların ilgisini çekeceğini düşündüğüm Muazzez İlmiye Çığ imzalı mektubu o nedenle yayınlıyorum. “Noel bayramının kökeni Türkler” İnanabilir misiniz, yüzyıllardır Hıristiyanların İsa’nın doğuşu olarak kutladığı Noel bayramının, çok eski Türklerin yeniden doğuş bayramı olduğuna? Nereden nereye, inanılacak gibi değil, değil mi? Ben de ne yazık ki, yeni öğrendim. Bu senenin galiba ilk başlarında idi Adnan Atabek imzalı bir e-mail aldım. Çok ilginç gelmişti, Hıristiyanların Noel bayramını tamamıyla Türklerden almış olduğunu gösteriyordu. Fakat üzerinde durmaya vaktim olmadı, hem de Noel zamanına doğru ele almayı düşünmüştüm. Bu arada Türk devletlerinden başka birilerine aynı konuyu bilip bilmediklerini sordum. Bana İran’ın Azerbaycan bölgesinden İsmail Bey’den yanıt geldi, verdiği yanıt birebir aynı olmasa da çok uyduğunu gördüm. Olay şöyle: Türklerin, tek Tanrılı dinlere girmesinden önceki inançlarına göre, yerin göbeği sayılan yeryüzünün tam ortasında bir akçam ağacı bulunuyor. Bunun tepesi, gökyüzünde oturan Tanrı Ülgen’in sarayına kadar uzanıyor, buna hayat ağacı diyorlar. Bu ağacı, motif olarak bizim bütün halı, kilim ve işlemelerimizde görebiliriz. Ülgen, insanların koruyucusu, o sakallı ve kaftan giymiş olarak sarayında oturuyor ve geceyi, gündüzü, güneşi yönetiyor. Türklerde güneş çok önemli. İnançlarına göre gecelerin kısalıp gündüzlerin uzamaya başladığı 22 Aralık’ta gece gündüzle savaşıyor. Uzun bir savaştan sonra gün geceyi yenerek zafer kazanıyor. Güneşin yeniden doğuşu, bir yeni doğum olarak algılanıyor Türklerde. Bayramın adı Nargudan, nar=güneş, tugan, dugan=doğan. Doğan güneş. Astronomik olarak o günden itibaren geceler kısalmaya, günler uzamaya başlıyor. İşte bu güneşin zaferini, yeniden doğuşu, Türkler büyük şenliklerle akçam ağacı altında kutluyorlar. Güneşi geri verdi diye Ülgen’e dualar ediyorlar. Duaları Tanrıya gitsin diye ağacın altına hediyeler koyuyorlar, dallarına bantlar bağlayarak o yıl için dilekler diliyorlar Tanrıdan. İnanca göre bu dilekler muhakkak yerine geliyormuş. Bu bayram için, evler temizleniyor. Güzel giysiler giyiliyor. Ağacın etrafında şarkılar söyleyip oyunlar oynuyorlar. Yaşlılar, büyük babalar, nineler ziyaret ediliyor, aileler bir araya gelerek birlikte yiyip içiyorlar. Yedikleri; yaş ve kuru meyveler, özel yemek ve şekerleme. Bayram, aile ve dostlar bir araya gelerek kutlanırsa ömür çoğalır, uğur gelirmiş. Yazılana göre akçam ağacı yalnız Orta Asya’da yetişiyormuş. Filistin’de bu ağacı bilmezlermiş. O yüzden bu olayın Türklerden Hıristiyanlara geçtiği ve bunu da Hunların Avrupa’ya gelişlerinden sonra onlardan görerek aldıkları söyleniyor. İsa’nın doğumu ile hiç ilgisi yok. Doğum, güneşin yeniden doğuşu. Meydan Larousse’da, İsa evrenin nuru olarak algılanıyor ve bu olayın Pagan halklardan alınıp İsa’ya yakıştırıldığı yazılıyor. İnternette yazılanlara göre, İmparator Konstantin (324-337) zamanında İznik’te toplanan konsülde, 22 Aralık’ta güneşin doğumu için yapılan bu Pagan Bayramı’nı İsa’nın doğumu olarak 24 Aralık’a alınıyor ve Noel Bayramı deniliyor. Batı kilisesi ise, yani Katolikler 25 Aralık’ta kutluyorlarmış bunu. Çam süsleme ise ilk 1605’te Almanya’da görülüyor, oradan Fransa’ya geçiyor. Ne kadar ilginç değil mi? Batı, en büyük bayramını göçebe, ilkel olarak tanımladığı Türklerden yürütmüş. Yeni yapılmakta olan çalışmalarla Batı’ya Türklerden kimbilir daha nelerin geçtiği ortaya çıkacak? Belki de yazının ve dillerin anası Türkler olduğu kanıtlanacak. Muazzez İlmiye Çığ 18.12.2007 |
Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!
Sevgili Muazzez Çığ’ı tanımanın mutluluğu bir yana, hemen her gün uzayan telefon görüşmelerimizde onu dinlemek de ayrı bir mutluluktur